Kureyş her yolu denemişti: Müslümanlara iftira atmış, onları evlerinden sürmüş, hatta onlara işkence etmişti. Bütün bunlara rağmen Hamza ve Ömer ﵄ gibi iki büyük kahraman Müslüman olmuştu. Bu yüzden Kureyş farklı bir yol denedi. İbn İshak’ın anlattığına göre Mekke’nin ileri gelenleri Kâbe’nin yakınında toplanmıştı. Kureyş’in liderlerinden Utbe bin Rebîa, Peygamber’e ﷺ gidip bir teklifte bulunmayı önerdi. Utbe bin Rebîa Peygamber’e ﷺ servet teklif edecek, buna karşılık o da insanları İslâm’a davet etmekten vazgeçecekti. Kureyş bunu kabul etti ve görevi ona verdi.
Utbe bin Rebîa ile İlk Girişim
Utbe, Peygamber’in ﷺ yanına gidip şöyle dedi:
Ey kardeşimin oğlu! Sen soyunun asaletiyle aramızda önemli bir yeri olan bir adamsın. Buna rağmen kavminin karşısına, insanları bölen büyük bir meseleyle çıkıyorsun. Onların tanrılarına ve dinlerine dil uzattın; atalarımızı ve büyüklerimizi dinsizlikle ve sapkınlıkla suçladın; böylece aramıza ayrılık soktun. O hâlde tekliflerimi dinle; üzerinde düşünürsün, belki birini kabul edersin.
Peygamber ﷺ teklifi dinlemeyi kabul etti ve dinledi. Utbe şöyle dedi:
Ey kardeşimin oğlu! Bütün bunları servet biriktirmek amacıyla yapıyorsan, sana mal toplar ve hiçbir Kureyşlinin elde edemediği kadar büyük bir servet veririz. Seni harekete geçiren şey hırs ise seni başımıza lider yaparız. Krallık istiyorsan, onu da sana vermeye hazırız. Kötü bir ruhun etkisi altındaysan ve ondan kendini kurtaramıyorsan, seni iyileştirmeleri için usta hekimler tutarız.
Peygamber ﷺ, Söyleyeceklerin bitti mi? diye sordu. Utbe sözünü bitirince Efendimiz ﷺ Fussilet Sûresi’ni okumaya başladı:
Hâ Mîm. Bu, Rahmân ve Rahîm olan Allah tarafından indirilmiştir. Bilen bir toplum için âyetleri açıklanmış, Arapça bir Kur’an olan bir kitaptır. Müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderilmiştir; fakat onların çoğu yüz çevirdi, artık işitmezler. Dediler ki: Kalplerimiz, bizi çağırdığın şeye karşı örtüler içindedir; kulaklarımızda bir ağırlık, seninle bizim aramızda da bir perde vardır. Sen (kendi yolunda) çalış; şüphesiz biz de (kendi yolumuzda) çalışıyoruz. Fussilet Sûresi, 1-5
Peygamber ﷺ sûrenin tamamını okudu; Utbe dikkatle dinledi. Okumayı bitirince Efendimiz ﷺ Utbe’ye şöyle dedi:
Cevabımı işittin. Dilediğini yapmakta serbestsin.
Utbe, Peygamber’in ﷺ cevabını bildirmek üzere diğer liderlerin yanına döndü. Onlara aralarında geçen konuşmanın ayrıntılarını, özellikle de Peygamber’in ﷺ verdiği cevabı anlattı. Şöyle dedi:
Onun okuduğu gibi sözleri daha önce hiç işitmedim. Bunlar ne şiir, ne sihir, ne de kâhin sözü. Ey Kureyş topluluğu! Sizden öğüdümü ciddiye almanızı ve bu adamı hedeflerinin peşinde tamamen serbest bırakmanızı istiyorum; böylece ondan güvenle uzak durabilirsiniz. Yemin ederim ki onun sözleri yüce bir mesaj taşıyor. Diğer Araplar onu ortadan kaldırırsa sizi bu dertten kurtarmış olurlar. Yok eğer Araplar üzerinde hâkimiyet kurarsa, o zaman onun krallığından faydalanır ve gücüne ortak olursunuz.
Bu sözler elbette kulak ardı edildi; dahası Utbe’yi, Peygamber’in ﷺ kendisini büyülediğini söyleyerek alaya bile aldılar.
Kureyş Liderleriyle İkinci Girişim
Utbe’nin başarısız girişimine rağmen Kureyş hâlâ umutluydu. Kureyş’in ileri gelenleri başka bir gün yine Kâbe’nin yakınında toplandı; ancak bu kez Peygamber’i ﷺ aralarına çağırmaya karar verdiler. Peygamber ﷺ gelince Utbe’nin daha önce yaptığı teklifin aynısını yinelediler. Efendimiz ﷺ bunu kabul edemeyeceğini açıkça belirtti; o yalnızca Rabbinin mesajını tebliğ eden bir elçiydi. Bunu kabul ederlerse hem bu dünyada hem âhirette fayda göreceklerdi. Reddederlerse, Allah onlarla Peygamber ﷺ arasında hükmünü verinceye kadar onlara sabredecekti.
Bunun üzerine Peygamber’den ﷺ bir mucize göstermesini istediler. Peygamber ﷺ, ona inanabilmeleri için Rabbinden bir dağı yerinden oynatmasını, şehri yerle bir etmesini, şafağı söktürmesini ya da ölüleri diriltmesini isteyemez miydi? Peygamber ﷺ yine aynı şekilde cevap verdi. Ardından ona, söylediklerini doğrulayacak, bahçeler, hazineler, altın ve gümüşten saraylar getirecek bir melek göndermesini Rabbinden isteyip isteyemeyeceğini sordular. Peygamber ﷺ yine aynı şekilde cevap verdi. Üzerlerine bir azap getirmesini, gökten bir parçayı üzerlerine düşürmesini istediklerinde ise Peygamber ﷺ şu karşılığı verdi:
Bu Allah’a kalmıştır. O dilediğini yapar.
Peygamber’i ﷺ sertçe eleştirmeye, hatta tehdit etmeye başladılar; bunun üzerine o da toplantıdan ayrıldı. Peygamber ﷺ toplantıdan ayrıldıktan sonra Ebû Cehil kalabalığa hitap etmeye başladı. Şöyle dedi:
Ey Kureyşliler! Görünen o ki Muhammed dinimizde kusur bulmaya kararlı; böylece atalarımızı aşağılıyor, yaşayış tarzımızı karalıyor ve tanrılarımıza hakaret ediyor. Tanrımızın huzurunda şahitlik ederim ki ondan tamamen kurtulmak için, secdedeyken başına büyük bir taş indireceğim. Kabilesi Benî Abdümenâf’tan gelecek tepkiden korkmuyorum.
Kalabalık bu fikri onayladı ve onu uygulamaya teşvik etti. Ertesi gün Ebû Cehil, Peygamber’in ﷺ namaz kılmasını beklerken Kureyşliler de haber bekliyordu. Peygamber ﷺ secdeye varınca Ebû Cehil, darbesini indirmek için büyük taşı kaldırıp yürüdü. Peygamber’e ﷺ yaklaştığı anda korkudan donakaldı ve taşı elinden düşürdü. Olayı görenler ona koşup ne olduğunu sordular. Onlara, Peygamber’e ﷺ yaklaştığında korkunç dişleri olan, akıl almaz büyüklükte bir erkek devenin aralarına girdiğini ve kendisini az kalsın yutacağını anlattı. İbn Hişâm bu olayla ilgili olarak Peygamber’in ﷺ şöyle dediğini nakleder:
O, Cebrail ﵇ idi. Ebû Cehil biraz daha yaklaşsaydı onu öldürürdü.
Kureyş Üçüncü Kez Deniyor
Peygamber’i ﷺ öldürmeye kalkışmış olmalarına rağmen Kureyş hâlâ bir tür uzlaşmaya varabileceğini umuyordu. Peygamber ﷺ de aynısını yaparsa dinlerinin ve yaşayış tarzlarının bir kısmından vazgeçmeye hazırdılar. Peygamber’in ﷺ getirdiği şey hak ise, bu düzenleme sayesinde hakikate kendiliğinden ulaşacaklarını düşünüyorlardı. Bu, deyim yerindeyse “güvenli” bir geçiş olacaktı. İbn İshak’ta okuduğumuza göre bir gün Peygamber ﷺ tavaf ederken bir grup onunla alay ediyordu. Aralarında Esved bin Muttalib bin Esed bin Abdüluzzâ, Velîd bin Mugīre, Ümeyye bin Halef ve Âs bin Vâil es-Sehmî bulunuyordu; bunlar Kureyş’in “büyükleri” idi.
Şöyle dediler: Ey Muhammed! Gel, biz senin taptığına tapalım, sen de bizim taptığımıza tap. Bu işte seninle ortak olalım. Senin taptığın bizim taptığımızdan daha hayırlıysa, biz de ondan nasibimizi alırız. Yok eğer bizim taptığımız senin taptığından daha hayırlıysa, o zaman sen ondan faydalanırsın.
Bunun üzerine Allah ﷻ şu âyetleri indirdi:
De ki: Ey kâfirler! Ben sizin kulluk ettiklerinize kulluk etmem. Siz de benim kulluk ettiğime kulluk edecek değilsiniz. Ben sizin kulluk ettiklerinize kulluk edecek değilim. Siz de benim kulluk ettiğime kulluk edecek değilsiniz. Sizin dininiz size, benim dinim de bana. Kâfirûn Sûresi, 1-6
Sonuç Olarak
Ebû Tâlib, Peygamber’in ﷺ güvenliğinden endişe ediyordu. Peygamber’in ﷺ hayatına birden fazla kez kastedilmişti. Efendimiz ﷺ onların bütün tekliflerini reddetmişti ve Kureyş’in her geçen gün daha da çaresizleştiğini görüyordu. Ebû Tâlib, ailesini, yani Benî Hâşim ile Benî Muttalib’i toplayıp kabile töresine başvurmaya karar verdi: kabiledaşları olan Peygamber’in ﷺ ne pahasına olursa olsun yanında duracak ve onu koruyacaklardı. Müşriklerin safında yer alan kardeşi Ebû Leheb dışında herkes bunu kabul etti.
