İslâm’ın ilk günlerinde, vahyin henüz taze olduğu ve Müslümanların sayısının bir elin parmaklarıyla sayılabildiği dönemde, Hatice’nin ﵂ evi yeni doğan İslâm davetinin ilk merkezi oldu. Peygamber ﷺ ilk Müslümanları kendi evinin duvarları arasında kabul edebiliyordu: bizzat sevgili eşi Hatice, amcasının oğlu Ali bin Ebû Tâlib, azatlısı ve evlatlığı Zeyd bin Hârise ve sadık dostu Ebû Bekir es-Sıddîk ﵃.
Davet, kısmen Ebû Bekir’in ﵁ gayretleriyle büyümeye başlayınca Osman bin Affân, Abdurrahman bin Avf, Sa’d bin Ebû Vakkas ve Talha bin Ubeydullah ﵃ gibi önde gelen isimler İslâm’ı kabul etti. Müslümanlar, rahatsız edilmeden namaz kılabilmek için Mekke çevresindeki ıssız vadilere çekiliyordu. Bu yöntem, bir gün işler çığırından çıkıncaya kadar işe yaradı. Bir gün Sa’d bin Ebû Vakkas ﵁ vadilerden birinde namaz kıldırırken bir grup müşrik onları fark etti. Müşrikler önce onlarla ve İslâm’la alay etmeye başladı, sonra iş Müslümanlara saldırmaya vardı. Boğuşmanın hararetinde Sa’d ﵁ yerde duran bir deve çene kemiğini (bir kemik parçası) kaptı ve saldırganlardan birine vurup başını kanattı.
Bu bir bakıma dönüm noktası oldu; Peygamber’in ﷺ bundan sonra farklı bir yol izlediğini görüyoruz.
Erkam bin Ebü’l-Erkam
O da ilk Müslümanlardandı; kaynaklar farklı söylese de büyük ihtimalle ilk on beş kişi arasındaydı. Hakkında çok az şey bilinir; Siyeru a’lâmi’n-nübelâ gibi bir eser bile davet için bu kadar çok şey ifade eden bu sahâbîye yalnızca bir buçuk sayfa ayırır. Diğerleri gibi o da Peygamber’in ﷺ davetini duydu ve İslâm’ı kabul etti. Bildiğimiz şu: o sırada on iki ile on altı yaşları arasındaydı ve bu genç yaşına rağmen evini davetin merkezi olarak açmakta tereddüt etmedi. Bu, yalnızca yaşı sebebiyle değil, kim olduğu sebebiyle de dikkate değerdi. O, Erkam bin Ebü’l-Erkam bin Esed bin Abdullah bin Ömer bin Mahzûm idi. Dolayısıyla Benî Hâşim’in rakibi olan ve Ebû Cehil’in de mensubu bulunduğu Benî Mahzûm kabilesindendi. Peygamber ﷺ meşhur bir sözünde şöyle buyurmuştur:
Resûlullah ﷺ: Her ümmetin bir Firavun’u vardır; benim ümmetimin Firavun’u Ebû Cehil’dir.
Evini açıp böylesine önemli bir görevi üstlenmenin ne büyük bir cesaret gerektirdiğini takdir etmeliyiz.
Bu genç sahâbînin evini davete açması ne büyük yüreklilikti. Sahip olduğu ayrıcalığı övünmeden kullanan biriydi. Hiç hadis rivayet etmedi, hakkında az şey bilinir, ama İslâm için ne ifade ettiğine bakın!
İslâm’ın İki Düşmanı: Ebû Cehil ve Ebû Leheb
Ebû Cehil ile Ebû Leheb’in ikisi de rivayetlerde kötü şöhretlidir ve zaman zaman birbirine karıştırılır. Her ikisi de Peygamber’e ﷺ düşmanlıklarıyla nam salmıştı. Yine de aralarındaki farkı görmek önemlidir: Ebû Cehil Kureyş içinde siyasî strateji kuran güç sahibiyken, Ebû Leheb daha çok Peygamber’in ﷺ aile çevresi içinden yönelttiği kişisel ve duygusal saldırılarla tanınıyordu.
Ebû Cehil de Ebû Leheb de Peygamber’in ﷺ en azılı muhalifleri arasında yer alsa da yöntemleri ve konumları farklıydı. Siyer kitaplarında sıkça bu ümmetin Firavun’u diye anılan Ebû Cehil, siyasî ve stratejik bir hasımdı. Benî Mahzûm’un reisi olarak konumunu, Peygamber’i ﷺ ve ona uyanları sistemli biçimde engellemek için kullandı. Güçsüz Müslümanlara işkence edilmesini emretti, Müslümanlarla ticaret yapan tüccarları tehdit etti, toplantıların izini sürmek için casuslar gönderdi ve Peygamber’i ﷺ bir yalancı ya da tehlikeli bir fitneci gibi göstererek itibarını sarsmaya çalıştı. Dahası, Kureyş’i Benî Hâşim’e karşı toplumsal boykot ve Peygamber’i ﷺ öldürme planları gibi ortak kararlara sürüklemek için perde arkasında çalıştı.
Peygamber’in ﷺ amcası olan Ebû Leheb ise daha kişisel, duygu yüklü bir kampanya yürüttü. Çoğu zaman aile ortamında, herkesin önünde aşağılama, alay ve iftiraya başvurdu; hatta güçsüz Müslümanlara yönelik fiziksel saldırılara destek verdi. İkisinin birleşen düşmanlığı açık toplantıları ölümcül derecede tehlikeli hâle getirdi ve ilk Müslümanları imanlarını gizlice öğrenip pekiştirmeye mecbur bıraktı.
Erkam bin Ebü’l-Erkam’ın Safâ yakınındaki evi Dârülerkam tam da bu güvenli sığınağı sundu: yeni Müslümanların yetiştirilebildiği, Kur’an’ı dinleyebildiği ve cemaatin Kureyş’in sürekli tehdidinden korunarak sessizce şekillenebildiği, gözlerden uzak bir yer.
Stratejik Dönüşüm
Peygamber ﷺ kendine has nitelik ve özellikleri sebebiyle Erkam’ın ﵁ evini peygamberlik görevinin merkezi olarak seçti. Ev, Safâ tepesinin eteğindeki eşsiz konumu sayesinde gizli toplantılar için son derece elverişliydi. Erkam ﵁ Müslüman olduğunu elbette gizli tuttu ve Benî Mahzûm’un bir üyesi olarak konumunu, Peygamber’in ﷺ davetine karşı kurulan her türlü tuzaktan haberdar olmak için kullandı. Dârülerkam Safâ tepesinde yer aldığından Benî Mahzûm vadisinden görünmüyordu; vadi, eve göre Safâ tepesinin arkasında kalıyordu.
Ev aynı zamanda Safâ ile Merve arasındaki yürüyüş güzergâhı olan sa’y yolu üzerindeydi. Bu güzergâh hac sebebiyle çok işlekti ve sa’y yolundan bir ara sokağa sapılarak Erkam’ın evine fark edilmeden ulaşılabiliyordu. Üstelik çarşı da bu yol üzerindeydi; yani burada sık sık büyük bir kalabalık oluyor, eve giden Müslümanlar bu kalabalığın arasına karışabiliyordu. Son olarak evin dört çıkışı vardı; bu da fark edilmeden girip çıkmayı daha da kolaylaştırıyordu.
Evin eşsiz özelliklerinin yanı sıra burası, İslâm düşmanlarının Müslümanların toplanabileceğini en son akıl edecekleri yerdi. Arap kültürü gereği, toplantının yaşlı ve önde gelen isimlerden birinin evinde yapılacağı apaçık bir şeydi. Erkam kadar genç, üstelik Benî Mahzûm vadisinde oturan birinin evinde değil! Ayrıca kabile kültürü gereği Ebû Cehil, kendi kabiledaşı olan Erkam’ı öldürmeye yanaşmazdı.
Yetiştirme
Dârülerkam kullanıma açıldığında, yani peygamberlik görevinin birinci yılında, yaklaşık kırk Müslüman vardı. Dârülerkam’ın açığa çıktığı altıncı yıl civarında bu sayı yaklaşık 200-300 Müslümana yükselmişti. Dârülerkam açığa çıkmadan hemen önce Ömer ﵁ Müslüman oldu. Peki izlenen yöntem tam olarak neydi?
Eve herkes gelmiyor, herkes doğrudan Peygamber’den ﷺ ders alamıyordu. Önde gelen sahâbîler toplanırdı; başlangıçta Müslüman olan o yaklaşık kırk kişiyi düşünün. Onlar da geri kalanlara öğretirdi. Böylece cemaat Dârülerkam’dan doğup sessizce ama sarsılmaz biçimde büyüdü; ta ki evin açığa çıkacağı ve Müslümanların imanlarını açıkça ilan etmek zorunda kalacakları güne kadar.
