Peygamber Efendimiz ﷺ emri alınca insanları İslâm’a davet etmeye başladı. Kimi ona inandı, kimi inkârını açıkça dile getirdi; sonunda Mekke’de herkes bundan haberdar oldu, insanlar bunu konuşur oldu. Peygamber ﷺ yeni Müslümanlarla gizlice görüşüyor, onları gizlilik içinde eğitiyordu; çünkü peygamberlik görevi henüz bireysel yetiştirme dönemindeydi. Yani İslâm’a davet henüz küçük ölçekte yürütülüyordu. Bu, toplulukların değil tek tek kişilerin İslâm’a davet edildiği dönemdi. Peygamber ﷺ yaş, toplumsal sınıf ya da köken gözetmeksizin, kendisini kabul etmeye hazır gördüğü herkese daveti ulaştırıyordu. Peygamber’e ﷺ daveti açıktan ilan etmesi, başka bir deyişle daveti artık bireylere değil toplumun geneline yöneltmesi emredildiğinde, farklı köken ve yaşlardan kadın erkek yaklaşık kırk kişi İslâm’a girmiş bulunuyordu.
Kimi genç kimi yaşlı, kimi zengin kimi yoksul bu kırk kişiden bazıları şunlardı:
- Bilâl bin Rebâh ﵁
- Ebû Ubeyde bin Cerrâh ﵁
- Ebû Seleme bin Abdülesed ﵁
- Erkam bin Ebü’l-Erkam ﵁
- Osman bin Maz’ûn ﵁
- Kudâme bin Maz’ûn ﵁
- Abdullah bin Maz’ûn ﵁
- Ubeyde bin Hâris bin Muttalib bin Abdümenâf ﵁
- Saîd bin Zeyd el-Adevî ﵁
- Fâtıma bint Hattâb ﵂
- Habbâb bin Eret ﵁
- Abdullah bin Mes’ûd el-Hüzelî ﵁
Bazı siyer kitaplarının bu dönemi gizli dönem diye andığından daha önce söz etmiştik. Davetin bazı unsurlarının gerçekten gizli tutulduğu doğru olsa da davetin kendisi gizli değildi. Davet ilk günden itibaren açıktı. Mekkeliler, Peygamber’in ﷺ insanları yeni bir dine çağırdığını ve bir kısım insanın İslâm’ı kabul ettiğini biliyordu. Müslümanların bu dinle bağlarını gizlemeye çalıştıklarının da farkındaydılar. Bilmedikleri ise Müslümanların nerede toplandığı ve orada kimlerin bir araya geldiğiydi.
İslami Şahsiyetlerin İnşası
Onları farklı kılan statü, güç ya da mevki değil, kendilerine özgü İslami düşünüş biçimiydi. Hz. Bilâl’in ﵁ hikâyesi bunun çarpıcı bir örneğidir. Mekke’de köle olarak büyümüş, efendisi Ümeyye bin Halef’in her şeye karar verdiğinden başka bir şey bilmemişti. Ta ki İslâm’ın mesajını duyana kadar. Rab olanın Ümeyye bin Halef değil Allah ﷻ olduğunu, bütün insanlığın O’nun kulları olduğunu öğrendi. Bu idrak onu öylesine derinden değiştirdi ki, daha sonra inancından döndürülmek için işkence gördüğünde, işkencecileri onu kıramadı.
Peki yetiştirmeyle tam olarak ne kastediliyor? Bunu tarımdan bir örnekle açıklamak kolaydır. Tarımda yetiştirme, bitkilerin büyüyebilmesi için toprağın bakılıp işlenmesi sürecidir. Bereketli bir hasat isteniyorsa rastgele bir toprak parçası alıp hemen ekime başlamak verimli olmaz. Elimizdeki toprağın ürün verme potansiyeli vardır, ama mevcut hâliyle bu potansiyel en iyi biçimde ortaya çıkmaz. Bu yüzden topraktan en yüksek verimi alabilmek için ona bakar, onu işleriz. Peygamber Efendimiz’in ﷺ ilk Müslümanlardan oluşan o çekirdek kadroya uyguladığı yetiştirmeye de aynı gözle bakmalıyız. Çoğumuz onların sonradan yaşadığı dehşeti ve buna rağmen hiç pes etmeden nasıl sebat ettiklerini biliriz. Bu denli sebatkâr olmaları, onları İslâm’ın mesajını taşımaya en iyi biçimde hazırlamak için zaman ayıran Peygamber’in ﷺ yetiştirmesinin sonucudur.
Çoğumuz Erkam’ın ﵁ evi Dârülerkam’ı ve onun nasıl temel bir yetiştirme merkezi hâline geldiğini duymuşuzdur. Ne var ki Dârülerkam, peygamberlik görevinin başlamasından ancak bir süre sonra ortaya çıktı. Ondan önce Peygamber ﷺ ile ashâb, Mekke’nin içinde ve çevresinde çeşitli yerlerde bir araya geliyordu. Bir sonraki yazıda, genç Erkam bin Ebü’l-Erkam’ın ﵁ evi Dârülerkam’ın, Peygamber’in ﷺ bu yetiştirmeyi şekillendireceği gizli merkez hâline nasıl geldiğini ele alacağız.
