Kureyş’in ileri gelenlerinden bir grup Ebû Tâlib’i ziyaret edip şöyle dedi:
Ey Ebû Tâlib! Yeğenin ilâhlarımıza sövüyor, yaşayış tarzımızı eleştiriyor, dinimizle alay ediyor ve atalarımızı küçümsüyor. Ya onu dizginlersin ya da bize bırakırsın. Sen de bizim gibi ona karşısın; biz de seni ondan kurtarırız. Buna rağmen Peygamber ﷺ davete devam etti; onun başkalarını İslâm’a çağırdığını gördükçe meseleyi daha çok konuşur oldular. Ebû Tâlib’i yeniden ziyaret edip yeğeninin faaliyetlerine son vermesi için ısrar ettiler. Bu faaliyetler engellenmeden sürerse Peygamber ﷺ başına büyük bir düşmanlık çekecekti. Ebû Tâlib bu tehditten kaygılandı ve Peygamber’e ﷺ şöyle dedi:
Beni de kendini de esirge; bana kaldıramayacağım bir yük yükleme.
Peygamber ﷺ, amcasının artık kendisini desteklemeyeceğini sanarak şöyle cevap verdi:
Ey amcacığım! Vallahi, bu yolu bırakmam için güneşi sağ elime, ayı sol elime koysalar bile, Allah bu davayı üstün kılıncaya ya da ben bu uğurda can verinceye kadar onu bırakmam.
Peygamber ﷺ ayağa kalktı; dönüp giderken amcası arkasından seslenip şöyle dedi:
Git, dilediğini söyle; vallahi seni asla yalnız bırakmayacağım.
Kureyş İkinci Bir Girişimde Bulunuyor
Kureyş, Ebû Tâlib’in Peygamber’i ﷺ asla bırakmayacağını anlayınca başka ileri gelenler de onunla bir kez daha konuşmak üzere yanına gitti. Bu sefer yanlarında Umâre bin Velîd bin Mugīre adında bir genç de getirmişlerdi. Şöyle dediler:
Ey Ebû Tâlib, sana gençliğinin baharında zeki bir delikanlı getirdik; aklından ve gücünden faydalan. Onu, dinine karşı çıkan, toplumda fitne çıkaran ve yaşayış tarzımızı eleştiren yeğenine karşılık oğul edin ki onu öldürelim de seni bitmek bilmeyen dertlerinden kurtaralım. Adama karşılık adam.
Ebû Tâlib şöyle karşılık verdi:
Doğrusu bu pek haksız bir takas. Siz bana oğlunuzu büyüteyim diye veriyorsunuz, ben de size oğlumu öldüresiniz diye vereyim! Vallahi bu olacak şey değil.
Peygamber’e ﷺ Yapılan Zulümler
Ebû Leheb yeni bir eziyet silsilesi başlatmaya öncülük etti ve Peygamber’e ﷺ türlü yollarla zarar vermeye koyuldu. Ona ﷺ taş attı; iki oğlunu, eşleri Rukıyye ve Ümmü Külsûm’u ﵄ (Peygamber’in ﷺ iki kızını) boşamaya zorladı; Peygamber’in ﷺ iki oğlu vefat ettiğinde sevincini açıkça gösterdi. Alay ederek ona soyu kesik adam diyordu. Hac mevsiminde ya da önemli panayırlarda Peygamber’in ﷺ peşinden ayrılmıyor, o nereye gitse orada Peygamber ﷺ hakkında yalanlar yayıyor ve bedevîleri Peygamber’e ﷺ ve davetine karşı kışkırtıyordu.
Ebû Süfyân’ın kız kardeşi olan karısı Ümmü Cemîl bint Harb da bu zulümlere ortak oldu. Ona zarar vermek için dikenli çalıları iple birbirine bağlayıp Peygamber’in ﷺ geçeceği yolları ve patikaları kapatıyordu. Kur’an’da odun hamalı olarak anıldığını duyunca Peygamber’e ﷺ taş atmak için doğruca Kâbe’ye gitti. Ebû Leheb ve ailesi, Peygamber’in ﷺ kan bağıyla akrabası ve kapı komşusu olmalarına rağmen ona zarar vermek ve daveti baltalamak için durmadan uğraştılar.
Peygamber’e ﷺ eziyet eden ve ona iftira atan grup şunlardı:
- Ebû Leheb
- Hakem bin Ebü’l-Âs bin Ümeyye
- Ukbe bin Ebû Muayt
- Adî bin Hamrâ es-Sekafî
- İbnü’l-Asdâ el-Hüzelî
Peygamber ﷺ namaz kılarken biri üzerine bir koyun rahmi attı; bir diğeri aynı şeyi yemek tenceresine attı. Peygamber ﷺ Kâbe’de namaz kılarken Ebû Cehil arkadaşlarına şöyle dedi:
Hanginiz bir deve işkembesi getirir de secdeye vardığında Muhammed’in sırtına koyarız?
Ukbe bin Ebû Muayt kalkıp işkembeyi getirdi. Peygamber’in ﷺ secdeye varmasını bekledi ve işkembeyi iki omzunun arasına bıraktı. Öyle bir gülmeye başladılar ki birbirlerinin üstüne devrildiler. Peygamber ﷺ, kızı Fâtıma ﵂ gelip işkembeyi sırtından kaldırıncaya kadar secdede kaldı. Sonra ayağa kalktı ve üç kere şöyle dedi:
Allah’ım! Kureyş’in kâfirlerini helâk et.
Ardından Resûlullah ﷺ şöyle dedi:
Allah’ım! Ebû Cehil’i, Utbe bin Rebîa’yı, Şeybe bin Rebîa’yı, Velîd bin Utbe’yi, Ümeyye bin Halef’i, Ukbe bin Ebû Muayt’ı ve Umâre bin Velîd’i helâk et.
Orada bulunan fakat o an hiçbir şey yapamayan İbn Mes’ûd ﵁ şöyle dedi:
Canımı elinde tutan Allah’a yemin ederim ki Peygamber’in ﷺ adını andığı kişilerin cesetlerini Kalîb’de (Bedir kuyularından biri) gördüm.
Davetin Düşmanları
Bu vesileyle İslâm’ın bu yedi düşmanı hakkında biraz daha bilgi vermek istiyorum. Neden İslâm’ın en büyük düşmanları arasında sayıldıklarını daha iyi anlayabilmek için kim olduklarına biraz daha yakından bakmak gerekir. Yukarıda anılanların yanı sıra, İslâm’a karşı mücadeledeki rolleri Mekke siyasetiyle ayrılmaz biçimde iç içe geçmiş başka önde gelen düşmanlar da vardı.
Ebû Cehil: Bu Ümmetin Firavunu
Asıl adı Amr bin Hişâm olan Ebû Cehil’e Müslümanlar “Ebû Cehil” (cehaletin babası) derken kendi kavmi ona “Ebü’l-Hakem” (hikmetin babası) diyordu. Peygamber ﷺ ona “Fir’avnü hâzihi’l-ümme” (bu ümmetin Firavunu) adını vermiştir; bu adlandırma, onun İslâm’ın baş düşmanı konumunu vurgular.
Ebû Cehil Mekke’nin en nüfuzlu ailelerindendi ve konumunu daveti sistemli biçimde baltalamak için kullandı. Müslümanlara karşı boykotlar düzenledi, insanların Peygamber’i ﷺ dinlemesine engel oldu ve İslâm’a ilgi gösteren herkesi tehdit etti. Düşmanlığı öyle şiddetliydi ki Peygamber’e ﷺ bizzat sataşıp hakaret etti; iş, namaz kılarken Peygamber’in ﷺ başına pislik atmaya kadar vardı.
Utbe ve Şeybe bin Rebîa Kardeşler
Utbe bin Rebîa ile kardeşi Şeybe bin Rebîa Mekke’nin en önde gelen tüccarlarındandı. Kureyş adına Peygamber’e ﷺ gelip davetten vazgeçmesi karşılığında servet, iktidar ve evlilikler teklif eden o meşhur öneriyi sunan kişi Utbe’ydi. Peygamber ﷺ Fussilet Sûresi’nden okumaya başlayınca Utbe, Kur’an’ın güzelliği karşısında öyle sarsıldı ki kavminin yanına sessiz sedasız döndü. Bu idrak anına rağmen iki kardeş de İslâm’la mücadeleyi sürdürdü. İktisadi nüfuzlarını Müslümanları boykot etmek için kullandılar ve başkalarıyla birlikte Benî Hâşim ile Benî Muttalib’in sistemli biçimde dışlanmasını örgütlediler.
Velîd bin Utbe
Utbe’nin oğlu Velîd bin Utbe, Kureyş’in en kibirli gençlerinden biriydi. İslâm’a karşı mücadelede babasının izinden gitti ve zayıf Müslümanlara karşı özellikle acımasız davrandı. Gençliğin verdiği kibir ve güçlü bir ailenin vârisi oluşu onu tehlikeli bir hasım kılıyordu.
Ümeyye bin Halef: Bilâl’in Zalimi
Ümeyye bin Halef, Hz. Bilâl’in ﵁ sahibiydi; adı, ilk Müslümanlara uygulanan ağır işkencelerle özdeşleşmiştir. Bilâl ﵁ İslâm’ı kabul edince Ümeyye ona korkunç işkenceler uyguladı. Onu çölün kızgın kumuna yatırıp göğsüne kocaman bir taş koydu; bütün bunlar onu imanından vazgeçirmek içindi.
Bilâl’in ﵁ hikâyesi, İslâm’ın bu düşmanlarının nasıl iş gördüğünü çok net gösterir: toplumsal ve iktisadi güçlerini, toplumun zayıflarını ezmek ve onların hakikati kabul etmesine engel olmak için kullandılar.
Ukbe bin Ebû Muayt: Alaycı
Ukbe bin Ebû Muayt, Peygamber’in ﷺ en kindar düşmanlarından biriydi. Düşmanlığında o kadar ileri gitti ki Peygamber’e ﷺ fiilen saldırdı ve hakaret etti. Peygamber’i ﷺ kendi elbisesiyle boğmaya kalkıştığı, üzerine pislik ve süprüntü attığı rivayet edilir. Davranışları o kadar aşırıydı ki daha sonra Bedir Savaşı’nda esir düştüğünde, ilk Müslüman topluluğuna karşı işlediği savaş suçları yüzünden idam edildi. Esirler genellikle fidye karşılığında serbest bırakıldığından bu son derece istisnai bir durumdu.
Umâre bin Velîd
Umâre bin Velîd de Mekke’nin nüfuzlu ailelerindendi ve İslâm’a karşı yürütülen sistemli kampanyaya katıldı. Konumunu Peygamber’in ﷺ mesajını alaya almak için kullandı ve Müslümanlara karşı boykotun örgütlenmesine katkıda bulundu.
Bu yedi düşmanın hikâyesi bize davetin tabiatı ve karşılaşacağı direnç hakkında birkaç önemli ders verir.
- İslâm’a karşı direnişin çoğu zaman sistemli ve örgütlü olduğunu ve başını toplumda en fazla güç ve nüfuz sahibi olanların çektiğini gösterir.
- Davetin yerleşik düzenle her zaman çatışacağını ortaya koyar; çünkü İslâm, mevcut iktidar yapılarına meydan okuyan bütüncül ve alternatif bir hayat görüşü sunar.
- Allah’ın ﷻ eninde sonunda hakkı bâtıla galip getireceğini bilerek davette sabır ve sebat göstermenin gerekliliğini ortaya koyar.
